7 Ağustos 2012 Salı

OKUDUM: CİĞERDELEN

Safiye Erol'un hayatı için TIKLAYINIZ


Üniversitedeki bir hocamız demişti hiç unutmuyorum. Dersleri pek de yakından takip etmeyip en arka sırada hayallere dalmayı yeğleyen biri olarak aklımda kalan ender sözlerden birini o ara kaydetmişim beynimin ücra bir köşesine. Hocamız: "Safiye Erol'un "Ciğerdelen" adlı eserini mutlaka okumalısınız. Türk edebiyatının bana kalırsa en iyi aşk romanıdır." demişti. O günlerde kafamda yer etse de "He he evet tabii hocam" demişimdir eminim :)

Çok zamandır aklımdaydı ama inanın 6-7 senedir fırsatını bulup da okuyamamıştım. Zaten kitapçılarda da sıkça rastlaşabileceğiniz bir kitap değilmiş Ciğerdelen, geçtiğimiz gün ararken anladım. Geçenlerde netten ısmarladım ve okudum bu bilinçaltıma yerleşen yapıtı. Beklediğim gibi miydi ? Şöyle söylemek daha doğru olacak: "Çok daha farklı hayal etmiştim."  Ancak şunu söylemekte yarar var dostlar, Safiye Hanım aşk ve hayat üzerine harika belirlemeler yapıyor romanda. Entellektüel kimliğini her ayrıntısıyla görebiliyorsunuz romanın sayfalarında. 

Romandaki aşk aslında yalnızca "beşeri" bir başka deyişle "maddeci" aşk olarak kalmamış. Vatan aşkı ve Tanrı sevgisini de romanın hemen her köşesinde harmanlamış yazarımız. Romanın dili içim harikulade diyeceğim. Benim harikulade anlayışım pek tabii okur için ne ifade eder bilemem ancak Safiye Erol yaşatmak istediği dönemi muhteşem bir şekilde gözlerinizin önüne serebiliyor. Siz kitaptaki dil sayesinde hikayenin geçtiği yüzyılda yaşıyorsunuz adeta. 

Kitaptan bir alıntı yapayım, Turhan Bey'in Cangüzel Hanıma duyduğu deruni aşk ile ilgili bir küçük bölüm paylaşayım  ve okumak için tercihi size bırakayım.
 
"Hayat" denilen yapının biz sanatkarlar, orta katından ayrıldık, yedi kat göklere çıktık. Fakat cennetin bayıltıcı nur kaynaşmasında erimedik. Yedi kat yerin dibine geçtik,kanlı çekiler baskısında çürümedik. Katıksız öz mayamız varmış. Geri döndük, temelli yurdumuza. Orta kata yerleşmeye geliyoruz. Bizden, uzak diyarlar kokusunu alan orta katlılar yadırgar gibi duruyorlar."Bu gezginler katımızdan ne anlar?" yollu şüpheye düşüyorlar. Halbuki orta katı en iyi anlayanlar, oradan hiç ayrılmamış olanlar değil, altında, üstünde ne bulunduğunu gönülleriyle deneyip yaşamış olanlardır. Biz bu hayat yapısının taslağını çizdik,üzerinde kurulu durduğu toprak bucağının topografyasını çıkardık."

....

"Taş devrinin çıplak insanı idim. Yıldırımla tutuşmuş bir orman gördüm. Yekten öylesine vuruldum ki kendimi bu parlak kızıltıya attım. Canım nasıl yandı! Yalnız etim değil;canım,canım... Hatta bir canım olduğunu ben bu ilk acımda duydum anladım. Masum kafamda hayatımın ilk sorgusu uyandı: Bu kadar güzel parlak ısı olan şey nasıl olur da can yakar? Tecrübeme inanamadım, bir daha uzandım bir daha yandım. Bir daha, bir daha... Bu, benim ateş sınavımdı. Dayanılmaz güzelliğiyle beni çeken, el uzattıkça cana kıyan o kızıl ısıyı bir Tanrı sandım...

Evet gördüğünüz üzere aşkı ve aşığın durumunu harika betimlemelerle örneklerle anlatmış romanında Safiye Erol. Roman derinlerinde çok gizler saklıyor anladığım kadarıyla. Basit bir aşk mevzusunu ele almamış bu kitap. Entellektüel bir kadın açısından aşkı görmeyi amaçlayanlara hoş bir alternatif bana kalırsa...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder