26 Mayıs 2016 Perşembe

GÜNLER DAMLIYOR AMA AYNI KABA DEĞİL (SEYREK YAĞMUR-BARIŞ BIÇAKÇI)



“Her ironi bir hayal kırıklığını gizler, diye düşünüyor Rıfat. Koşup da yetişememeyi, uzanıp da tutamamayı gizler. Bacakları kendilerine yetmediği için kanat çıkarmak zorunda kalan atların çaresizliğini gizler. Her ironi bir hayal kırıklığının üzerini örter, diye düşünüyor Rıfat. Issız, soğuk yatağına girip yorganı üzerine çekiyor.” Seyrek Yağmur,s.30

Kafka’nın “Aforizmalar”ından sonra cümlelerinin altını çize çize okuduğum ilk kitap oldu Seyrek Yağmur. Bu hacimsiz esere roman demek pek doğru değil. Seyrek Yağmur, içerisinde aforizmalar barındıran bir düşünce kitabı, romanlardan ve şiirlerden bolca alıntı yapılmış, insanda başka eserler okuma hissi uyandıran bir tezkire, felsefe eğitimi almış geçmişinden mutsuz, yaşadığı andan umutsuz bir kitapçının portresini çizen bir novella. Pek çok yerinde grotesk bir novella.

Barış Bıçakçı’nın son eseri Seyrek Yağmur’un hacimsiz bir eser olduğuna bakmayın. Parçaların özünü ifade eden başlıklarla bölümlere ayrılmış bu kitabın her cümlesinde; aman, verilmeye çalışanı, yazarın konuya ilişkin görüşlerini eksik anlamayayım, diye dakikalarca oyalanacak temalar hakkındaki düşüncelerinizi gözden geçireceksiniz.

Bazı yazarlar için hani şöyle denir: “Türk kadının romanını yazıyor” ya da “İşçinin serüvenini onun kadar iyi anlatamadılar” gibi… Barış Bıçakçı için de erkeğin iç dünyasını en iyi yansıtan Türk yazar diyebilir miyiz, bu çok mu iddialı olur bilemiyorum. Özellikle entelektüel erkeğin sosyal yaşamdaki sıkıntılarını Oğuz Atay’dan sonra böylesine başarı ile ifade edebilen çok yazar çıkmadı. Bıçakçı, sanki bu misyonu üzerine alıyor.   Yazarı,  okura tam anlamıyla tanıttığını düşündüğüm “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”de de Bıçakçı’nın entelektüel erkeğin sıkıntılarını, aşk ile kadın ile imtihanını büyük bir ustalık ve kendine has bir üslupla sunduğunu eseri okuyanlar çok iyi hatırlayacaklardır. Konu üsluba gelip dayanınca Metin Celâl’in Bıçakçı hakkındaki düşüncelerine harfi harfine katılıyorum diyebilirim.  Ne diyor Celâl onun için: “Ben Barış Bıçakçı’nın metninde... Kendine has bir üslup görüyorum. Kısa cümlelerle, fazla derine inmiyormuş gibi gözükerek ince ayrıntılarda kahramanlarını var ediyor. Yalın bir anlatımı var, parlatmıyor, gereksiz cümlelerle şişirmiyor... Kısa, çok kısa bölümler ilk bakışta birbirleriyle ilgisiz gibi görünseler de bir bütünü oluşturuyorlar. Son zamanlarda tek tipleşen, olaya dayalı roman anlayışına karşı kendine has dili, anlatımı, kurgusuyla seçkinleşiyor Barış Bıçakçı.”

Kitaba dönelim.  Eser sonlana değin Kitapçı Rıfat’ın, kendi hayatına anlam katma mücadelesine tanık olacaksınız. Salt melankolik, keder müptelası, iç dünyasına çekilmiş bir kaybedenle karşılaşmayacaksınız elbette. Kitabın belli bölümlerinde Rıfat mevcut sistemin insanı deli eden ritüellerine başkaldıran bir kitapçı olarak karşınıza çıkacak. Kitaplarının sayfalarını sistemi protesto edenlere sonuna dek açarken de dükkanını ziyarete gelen “Beyefendi”nin elini toplu iğneyle sıkarken de Rıfat için iyi şeyler düşüneceksiniz. Rıfat’ın hafızasında yer etmiş roman cümlelerinden, ünlü şairlerin dizelerine; çelişkilerini kabullendiği iç konuşmalarından, kimseyle paylaşamadığı hayallerine kadar birçok sırra ortak olacaksınız.  Rıfat’ın serüvenini kendi karmaşası içinde takip etmeye çalışırken kâh çaresizliğine üzülecek kâh ona hak vereceksiniz. Güzel şeylerin geçiciliğinden şikâyet edip bir rüyaya dalmayı arzu edenleriniz de çıkacaktır eminim. Belki bazılarınız Rıfat’ın üzerinde dururken ironi yaratmak için kullandığı romanları, şiir kitaplarını vakit kaybetmeden şipariş edecektir. F.O’Conner, Malcolm Lowry, Yannis Riços gibi yazarlarla ilk kez tanışacaklarınız olacaktır tabii. Okurun okuma serüveninde yeni ufuklar yaratması yönüyle de kitaplığınızın bir rafında yer ayırmanız gereken bir eser olacak Seyrek Yağmur.
(Bu Yazı Murat Gil imzası ile Kitapçı Dergisi'nin 2016 Mart-Nisan sayısında yayımlanmıştır.)