Gelen Yolcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelen Yolcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2015 Perşembe

OKUDUM: BÜYÜLÜ ZAMANLAR-SITKI SİLAH

“Hafızamızın kontrolü elimizde olsaydı, bu gücü daha çok hatırlamaya mı unutmaya mı kullanırdık merak etmiyor değilim.”
                                               Büyülü Zamanlar, s.27


Üçlemesinin ikinci kitabı Giden Yolcu ile 2014’ün ağustosunda tanıştığımız Sıtkı Silah,  beni iyiden iyiye bir öykü yazarı olduğuna inandırmış olacak ki geçtiğimiz günlerde yayımladığı “Büyülü Zamanlar”ın roman olduğuna bir süre inanamadım. Gerçeği söylemek gerekirse sanatçının üçlemesini bitirmek yerine araya bir roman sıkıştırabileceğini düşünmemiştim.

Büyülü Zamanlar, hacimli bir roman değil. Bir çırpıda okunabilecek, okuru hemencecik içine çekebilecek; bitmesi arzulanmayan bir roman. Bilinenin aksine bir romanın çabucak bitişinin arzulanmamasının kötü  bir özellik  olabileceğini Büyülü Zamanlar’da hissettiğimi  açıkça ifade edeyim.
Sıtkı Silah, ilk iki öykü kitabıyla alıştığımız söylemin dışına çıkabilmiş, modern öyküyü özgün üslubuyla ortaya koymayı başarmış bir yazar.  Olay ya da kesit tarzında yazdığı neredeyse hiçbir öyküsünde kurgu ve ifade anlamında vasatın altına düşmeyen Silah’tan Büyülü Zamanlar’da da aynı performansı beklediğim ve beklentilerimin karşılandığı doğrudur. 
 Silah, üstâd diyebileceğimiz yazarların bile tercih ettiği şu riski olmayan ancak artık kabak tadı veren tekdüze anlatımın ötesine çıkabilmiş genç yazarlarımızdan. Roman türündeki bu ilk yapıt yani Büyülü Zamanlar, yazara: “Öyküde neysem romanda da  oyum.” dedirtmiş.
Silah’ın öykülerine âşina olanlar şaşırmayabilir fakat yeni başlayacaklar roman boyunca problemlerine yanıtlar arayan, bulduğu yanıtları tiye alan, çoğu zaman kendini olumsuzlayan, yazarlık yeteneğine bir ceza gözüyle bakan, insanların yalnızca iç konuşmalarında rastlanabilecek absürd soruları ve bu sorulara bulduğu absürd yanıtları okura sunmaktan çekinmeyen bir yazarla karşılaşacaklar. Öyküyü bölümler halinde, bir kahramanın ağzından bir de üçüncü ağzın gözünden takip edecekler. Sıtkı Silah’ı ilk kez okuyacaklar için daha önce öykülerini tanıtırken belirttiğim noktanın altını yeniden çizmek isterim: Sanatçı her ne kadar sokağın dilini tercih ediyor olsa da tekrar tekrar okumanızı gerektirecek paragraflara, karakterlerine söylettiği ve kendi hayatınızla karşılaştırıp sorgulamanızı gerektirecek aforizmalara hazır olun.  
Silah’ın eserlerini “modern” kılan sanıyorum yukarıda belirttiklerim. Sanatçı klasik anlatım tarzlarının sıkıcı durağanlığına takılı kalıp popüler olanla benzer şeyler üretme yolunu seçmemiş. Zor ve riskli olanı tercih ederek özgünlüğü aramış.
Romanda, öykülerinde olduğu gibi ara sözlerin fazlalığı dikkatimi çekti. Ara sözlerin  fazla oluşunun edebi anlatımda bir karşılığı var tabii ki: Daha anlaşılır olmak.  Bir yandan yazdıklarının arasına aforizmalar serpiştiren Silah, bir yandan her şeyi en ince ayrıntısına kadar göstermeyi arzuluyor.  Hem bir giz hem bir apaçık olma isteği… 
“Büyülü Zamanlar”  yukarıda da belirttiğim gibi yazmayı bir ceza,  kaçılması gereken bir mahkumiyet kabul eden adını bilmediğimiz bir karakterin yaşamı ve hatıraları üzerine kurulmuş. Karakterimiz hem yazarlıktan aldığı keyfi hiçbir şeyden almadığını hem de yaratmanın manevi ağırlığının altında ezilen herkesin bildiği "keşke yazma ihtiyacıyla doğmasaydım." ikilemini yaşadığını hissettiriyor. O, ayrıntılara çok önem veren biri. Düşünün ki astronotluğu,  uzayın ancak kahve, salatalık ya da kavun kokması durumunda mantıklı bir iş sayabilecek kadar ya da  taksicilerin bir kapının açılmasını beklemeden arabayı içeri sürdüğünü bilecek kadar detaycı. Gözlem yeteneğini sayfalar boyunca konuşturan bir yazar kahramanımız. Perişey'le zoraki açtığı işletmesi Parti Evi’ni daha öncekilerde olduğu gibi okuma yazma ofisine dönüştürebilecek kadar yazarlığı içselleştirmiş hem de.  Bir o kadar da bohem bir yalnızlık içinde. İnançsızlığına leke sürülmesini istemeyen bir inançsız, hayatının merkezine koyacak, tapacak kadar sinema ve alkol sever.
 Roman boyunca karakterimizin şimdiki haline ve onun için “büyülü zamanlar” olarak tarif edilen Dostlar Sitesi’ndeki yazlarına şahit oluyoruz. Karakterimiz çocukluğunu kendi ağzından anlatırken, şimdiki zaman üçüncü bir şahsın ağzından dillendiriliyor. Bu anlamda çok büyük beğeniyle okuduğum Buket Uzuner’in “Kumral Ada Mavi Tuna”sıyla benzeştiğini söyleyebilirim.
Kesit öykülerinde dahi merak unsurunu ön planda tutabilen Silah, Büyülü Zamanlar’da da size şimdi ne olacak sorusunu defalarca  sordurtacaktır. Özgün üslubunun yanında becerdiği en iyi işlerden biri meraklandırmak. Karakterimizin Perişey’le-ben Enis Batur’un şiirlerinden esinlenerek bu ismi bulduğunu düşünüyorum- ilişkisi, gün içinde yaşadığı esrarengiz olay, tüm bunların çocukluğu ve Dostlar Sitesi’yle bağlantıları sizlere sürekli sorular sordurtacak. Ve kitabın bir anda sonuna geldiğinizi üzülerek anlayacaksınız.
Başta da belirttim ya eserin eleştirebileceğim ilk noktası romanın bir uzun hikaye gibi kurgulanıp hacimsiz kılınması. Meraklanan okur için olay örgüsü yani kurgu ile tatmin bir yere kadardır. Okur karakterlerin daha derin analizlerine ihtiyaç duyar. Bu da daha yoğun tasvirler ve karakterlerin derin analizleriyle mümkün olabilir. Ben sanatçının sonraki romanlarında özgün üslubuna ve kurgu becerisine bu derin analiz özelliğini de ekleyeceğini düşünüyor ve kült eserler verebileceğine inanıyorum.

Büyülü Zamanlar, kitaplığınızda olması gereken bir roman değil de belki modern bir novella bence.  Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan yapıtı tüm kitapevlerinden temin edebilirsiniz. Bir yazın emekçisinin doğuşuna şahitlik etmek isteyen herkesin edinmesini tavsiye ederim.

3 Temmuz 2012 Salı

Okudum: Gelen Yolcu

Bugün "okudum" başlığı altında yoğunlaşmaya karar verdim. Edebiyat Meclisi'nde şurada değerlendirdiğim bir kitabı "Yedim İçtim Okudum" okuru için yeniden fakat bu kez makale üslubunun soğuk havasıyla değil de biraz daha samimi bir şekilde değerlendireceğim.

2012 yılında beni derinden etkileyen kitaplar sıralaması yapayım istediğimde yazarlıkta olmasa da eser yayımlamakta çiçeği burnunda sayılabilecek sanatçı Sıtkı Silah'ın "Gelen Yolcu"su üst sıralarda yer alırdı sanırım. Sıtkı Silah, Georghe Orwell, J.Saramago, S.Zweig gibi önemli isimlerin arasında listemde üst sıralarda yer alıyor; onu sevmem için bu dahi yeterli.

Beğeni göreceli bir kavram, haliyle eserler üzerinde atıp tutmak da oldukça kolay. "Gelen Yolcu içerisindeki öyküleri bize tarif et bakalım hacı !" diyen biri olsaydı karşımda ona cevabım öncelikle "Biraz düzeyli ol lan, ne o hacı macı derdim" :) Yok yok, o kadar uzun boylu değil. Derdim ki "Hafız, mutlaka alıp okumalısın" ,"Bu kitabın içindeki öyküleri bir çırpıda, öyküden öyküye geçerken adeta manikdepresif bir kişiliğe bürünerek okuyacaksın!" derdim. Manikdepresif diyorum ya çok uygun bir benzetme olmasa da bir öyküde kahkahalara boğulurken öbür öyküde filozof kesilebiliyorsunuz Gelen Yolcu'nun sayfalarını arşınlarken. Heh ondan dediydim manikdepresif diye.

Gelen Yolcu, kulağınızda kulaklık, bangır bangır şarkı dinlerken okunacak bir öykü kitabı değil beyler. Düşünmek için konsantre lazım bilirsiniz! Neden böyle yazdım? Çünkü bizde mizah, güldürü unsuru ".suruktan teyyare selam söyle o yare" havasında değerlendirilir, önemsenmez. Mizah altyapısı olan kitaplarımız oldukça azdır ve çoğunluğu kalitesiz oldukları için pek anlaşılmadan geçiştirilip hafıza çöplüğündeki yerini alır. Gelen Yolcu, içerisindeki yoğun gülmeceyi okurun ilgisini çekebilecek, zaman zaman da absürde kaçabilecek bir tarzla okura sunuyor. Yavan, banal bir mizah yok yani kitapta. Kitabı okurken ağızdan salyalar damlıyor da yine de önünü ilikletip öyle okutuyor kendini. 

Peki kitabı yarın kitapçıya gitseniz bulur musunuz? D&R'da kitap satışa çıktığında satış sıralamasında ilk 3 sırayı uzun süre bırakmadı bu yavru. Muhtemelen hala D&R'ların raflarında kitabı bulabilirsiniz. Önce Kitap yayınevinin kağıtlarına basıldı Gelen Yolcu. Laf aramızda Doğan Kitap, YKY, Can gibi ulusal yayınevlerinin klasiklerine girebilecek bir yetenek Silah'taki. Yani bana kalırsa Önce Kitap sonra Silah diyen bir yerde pek durmaz.  He unutmadan göreceksiniz boynuz belki de kulağı da geçecek...

Boynuz kulağı geçecek dedim ya, 2009 yılı Sait Faik Abasıyanık Öykü Ödülünün sahibi Feryal Tilmaç'ın kardeşi Silah. Böyle anılmak istemediğine eminim ama n'aparsın dünya hali,gerçek! Önemli sanatçıların yakını olma duygusunu tam olarak bilmesem de hissedebiliyorum. Mayasında sanatçı hamuru olduğunu sonuna kadar gösteriyor Sıtkı Silah...

Ha Sıtkı Silah'ın sanatçı mayasından bahsetmişken sözü kuzeni Yaşar Günaçgün'den açmamak olmaz. Yaşar yahu Popçu Yaşar. Öyle tanınmasına gönlüm razı olmasa da Popçu Yaşar işte.Siz eminim Günaçgün diye bilmezsiniz. Hatta Günâgün'ken soyadının uzun zaman önce Günaçgün'e evrildiğini de. Onun kuzeni kendisi ve biraz da sayesinde tanıdım(k) Silah'ı. İyi ki de tanımışım, Gelen Yolcu gibi bir başucu kitabına,Giden Yolcu ve Yol gibi "beklenti"lere sahip olmuş oldum. 
Sait Faik Ödülü mü ?
 Süreya ile yanıt vermeli: Vakit var daha!