Yitik Ülke Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yitik Ülke Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2017 Pazartesi

OKUDUM: ALBÜM / SITKI SİLAH

Sıtkı Silah’ın üçüncü romanı Albüm geçtiğimiz günlerde Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlandı. Böylece yazarın romanlarının sayısı öykü kitaplarını geçmiş oldu. Haliyle Sıtkı Silah’ın omuzlarındaki öykücü apoletinin yanına romancılık yıldızını eklemek için hiçbir engel de kalmamış oldu.
Sıtkı Silah’ın ilk romanı “Büyülü Zamanlar” için yaptığım belirlemeyi Albüm romanını tahlil ederken-hiçbir harfini değiştirmeden- burada alıntılamayı uygun buldum: Silah, üstâd diyebileceğimiz yazarların tercih ettiği, riski olmayıp edebiyat dünyasında geçer akçe olan ancak artık kabak tadı verdiğini düşündüğüm tekdüze anlatımın ötesine çıkabilmiş genç yazarlarımızdan. Roman türündeki bu ilk yapıt yani Büyülü Zamanlar, yazara: ‘Öyküde neysem romanda da  oyum’ dedirtmiş.”Anlayacağınız birinci romanı Büyülü Zamanlar’da denediği üslubu, ikinci romanı Eylül Sokak No:6’da palindromik (tersten yazılışı kendisiyle aynı olan) tarza taşıyan yazar;yeni romanı Albüm’de şiirlerle örülmüş özgün bir anlatım biçimi ile taçlandırarak çıkıyor karşımıza. Bu anlamda Sıtkı Silah’ın çizgisini hiç bozmadığını söyleyebilirim.

Albüm, Necatigil dizeleriyle örülmüş bir roman. Yazar kitap boyunca yaşananlarla örtüşen unutulmaz Necatigil dizelerini uygun gördüğü paragrafların sonunda okuyucuyla paylaşıyor. Romanda edebiyat çevrelerinde “Hoca” diye anılan Necatigil’in sakin kişiliğinin,romanın kurgusunda duyumsayacağınız dinginliğe katkı sağladığını belirtmeliyim. Necatigil şiirlerinin tamamını okumuş bir şiirsever olarak bu dizeleri şiirdaşlarından bağımsız düşünmenin keyfini hala yaşıyorum. Albüm’de Necatigil etkisi diyebileceğimiz bu "dinginlik" ve "sonun belirsizliği"nde romanda üslubu irdelenen ünlü piyanist Chopin’in de katkısı olmalı, buna da değinmeden geçmemeli. 

Romanın başkarakteri Necati’yi Eylül Sokak No:6’yı okuyanlar hatırlayabilir. Eylül Sokak No:6’nın kadın karakteri Esin’in açtığı resim sergisinde anlatıcının tanıştığı at yarışı tahmincisi Necati’den bahsediyorum. Şiirlerindeki ve romanlarındaki kahramanlarını birbirleriyle ilişkilendiren, bazen bir roman kahramanı için şiirler yazabilen Attila İlhan’ın inceliği Albüm’e güzellik katmış. Yine Attila İlhan şiirlerinden anımsadığımız yalnızca küçük harf kullanarak yazma geleneği ise romana incelik katan diğer unsur bana kalırsa.

Başkarakter Necati üzerinden bir ekleme daha yapmalıyım: Sıtkı Silah’ın öykü ve romanlarında yer verdiği erkek başkarakterler, genellikle toplumdan soyutlanmış, toplumun kurallarıyla çatışan, çatışmaya rağmen kaderine razı olup kabuğuna çekilmeyi tercih eden, toplum nezdinde “başarısız olmuş” olarak sınıflandırılabilecek, entelektüel kişilerdir. Bu karakterleri oldukça başarılı bir biçimde okura sunan Silah’ın sonraki eserlerinde bambaşka kimliklere sahip karakterlere de hayat verebileceğine dair inancım sonsuz.

Yazar önceki iki romanında okura sıkılmadan, sonunda ne olacağını merak edip okunacak kurgunun ve akıcı yazı dilinin örneklerini vermişti.  Albüm de, genelinde görülen dinginliğe rağmen eşinden yeni ayrılmış, orta yaşlı bir erkeğin bir süre annesinin ve ağabeyinin yanında bu zorlu süreci atlatma çabasını bana merak içinde okutabilmeyi başardı. Merak unsurunun yalnızca aksiyon ögeleri taşıyan düz yazılarda olduğunu düşünmek kanımca safdillik olacaktır. Bu yüzden okurun Neco’nun ( Necati’ye bir kişi dışında herkes Neco diyor.) ayrılıkla sonuçlanan evliliğinin yaralarını at yarışı merakı ile atlatma çabasını keyifle takip edeceğini düşünüyorum.  

29 Ocak 2015 Perşembe

OKUDUM: BÜYÜLÜ ZAMANLAR-SITKI SİLAH

“Hafızamızın kontrolü elimizde olsaydı, bu gücü daha çok hatırlamaya mı unutmaya mı kullanırdık merak etmiyor değilim.”
                                               Büyülü Zamanlar, s.27


Üçlemesinin ikinci kitabı Giden Yolcu ile 2014’ün ağustosunda tanıştığımız Sıtkı Silah,  beni iyiden iyiye bir öykü yazarı olduğuna inandırmış olacak ki geçtiğimiz günlerde yayımladığı “Büyülü Zamanlar”ın roman olduğuna bir süre inanamadım. Gerçeği söylemek gerekirse sanatçının üçlemesini bitirmek yerine araya bir roman sıkıştırabileceğini düşünmemiştim.

Büyülü Zamanlar, hacimli bir roman değil. Bir çırpıda okunabilecek, okuru hemencecik içine çekebilecek; bitmesi arzulanmayan bir roman. Bilinenin aksine bir romanın çabucak bitişinin arzulanmamasının kötü  bir özellik  olabileceğini Büyülü Zamanlar’da hissettiğimi  açıkça ifade edeyim.
Sıtkı Silah, ilk iki öykü kitabıyla alıştığımız söylemin dışına çıkabilmiş, modern öyküyü özgün üslubuyla ortaya koymayı başarmış bir yazar.  Olay ya da kesit tarzında yazdığı neredeyse hiçbir öyküsünde kurgu ve ifade anlamında vasatın altına düşmeyen Silah’tan Büyülü Zamanlar’da da aynı performansı beklediğim ve beklentilerimin karşılandığı doğrudur. 
 Silah, üstâd diyebileceğimiz yazarların bile tercih ettiği şu riski olmayan ancak artık kabak tadı veren tekdüze anlatımın ötesine çıkabilmiş genç yazarlarımızdan. Roman türündeki bu ilk yapıt yani Büyülü Zamanlar, yazara: “Öyküde neysem romanda da  oyum.” dedirtmiş.
Silah’ın öykülerine âşina olanlar şaşırmayabilir fakat yeni başlayacaklar roman boyunca problemlerine yanıtlar arayan, bulduğu yanıtları tiye alan, çoğu zaman kendini olumsuzlayan, yazarlık yeteneğine bir ceza gözüyle bakan, insanların yalnızca iç konuşmalarında rastlanabilecek absürd soruları ve bu sorulara bulduğu absürd yanıtları okura sunmaktan çekinmeyen bir yazarla karşılaşacaklar. Öyküyü bölümler halinde, bir kahramanın ağzından bir de üçüncü ağzın gözünden takip edecekler. Sıtkı Silah’ı ilk kez okuyacaklar için daha önce öykülerini tanıtırken belirttiğim noktanın altını yeniden çizmek isterim: Sanatçı her ne kadar sokağın dilini tercih ediyor olsa da tekrar tekrar okumanızı gerektirecek paragraflara, karakterlerine söylettiği ve kendi hayatınızla karşılaştırıp sorgulamanızı gerektirecek aforizmalara hazır olun.  
Silah’ın eserlerini “modern” kılan sanıyorum yukarıda belirttiklerim. Sanatçı klasik anlatım tarzlarının sıkıcı durağanlığına takılı kalıp popüler olanla benzer şeyler üretme yolunu seçmemiş. Zor ve riskli olanı tercih ederek özgünlüğü aramış.
Romanda, öykülerinde olduğu gibi ara sözlerin fazlalığı dikkatimi çekti. Ara sözlerin  fazla oluşunun edebi anlatımda bir karşılığı var tabii ki: Daha anlaşılır olmak.  Bir yandan yazdıklarının arasına aforizmalar serpiştiren Silah, bir yandan her şeyi en ince ayrıntısına kadar göstermeyi arzuluyor.  Hem bir giz hem bir apaçık olma isteği… 
“Büyülü Zamanlar”  yukarıda da belirttiğim gibi yazmayı bir ceza,  kaçılması gereken bir mahkumiyet kabul eden adını bilmediğimiz bir karakterin yaşamı ve hatıraları üzerine kurulmuş. Karakterimiz hem yazarlıktan aldığı keyfi hiçbir şeyden almadığını hem de yaratmanın manevi ağırlığının altında ezilen herkesin bildiği "keşke yazma ihtiyacıyla doğmasaydım." ikilemini yaşadığını hissettiriyor. O, ayrıntılara çok önem veren biri. Düşünün ki astronotluğu,  uzayın ancak kahve, salatalık ya da kavun kokması durumunda mantıklı bir iş sayabilecek kadar ya da  taksicilerin bir kapının açılmasını beklemeden arabayı içeri sürdüğünü bilecek kadar detaycı. Gözlem yeteneğini sayfalar boyunca konuşturan bir yazar kahramanımız. Perişey'le zoraki açtığı işletmesi Parti Evi’ni daha öncekilerde olduğu gibi okuma yazma ofisine dönüştürebilecek kadar yazarlığı içselleştirmiş hem de.  Bir o kadar da bohem bir yalnızlık içinde. İnançsızlığına leke sürülmesini istemeyen bir inançsız, hayatının merkezine koyacak, tapacak kadar sinema ve alkol sever.
 Roman boyunca karakterimizin şimdiki haline ve onun için “büyülü zamanlar” olarak tarif edilen Dostlar Sitesi’ndeki yazlarına şahit oluyoruz. Karakterimiz çocukluğunu kendi ağzından anlatırken, şimdiki zaman üçüncü bir şahsın ağzından dillendiriliyor. Bu anlamda çok büyük beğeniyle okuduğum Buket Uzuner’in “Kumral Ada Mavi Tuna”sıyla benzeştiğini söyleyebilirim.
Kesit öykülerinde dahi merak unsurunu ön planda tutabilen Silah, Büyülü Zamanlar’da da size şimdi ne olacak sorusunu defalarca  sordurtacaktır. Özgün üslubunun yanında becerdiği en iyi işlerden biri meraklandırmak. Karakterimizin Perişey’le-ben Enis Batur’un şiirlerinden esinlenerek bu ismi bulduğunu düşünüyorum- ilişkisi, gün içinde yaşadığı esrarengiz olay, tüm bunların çocukluğu ve Dostlar Sitesi’yle bağlantıları sizlere sürekli sorular sordurtacak. Ve kitabın bir anda sonuna geldiğinizi üzülerek anlayacaksınız.
Başta da belirttim ya eserin eleştirebileceğim ilk noktası romanın bir uzun hikaye gibi kurgulanıp hacimsiz kılınması. Meraklanan okur için olay örgüsü yani kurgu ile tatmin bir yere kadardır. Okur karakterlerin daha derin analizlerine ihtiyaç duyar. Bu da daha yoğun tasvirler ve karakterlerin derin analizleriyle mümkün olabilir. Ben sanatçının sonraki romanlarında özgün üslubuna ve kurgu becerisine bu derin analiz özelliğini de ekleyeceğini düşünüyor ve kült eserler verebileceğine inanıyorum.

Büyülü Zamanlar, kitaplığınızda olması gereken bir roman değil de belki modern bir novella bence.  Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan yapıtı tüm kitapevlerinden temin edebilirsiniz. Bir yazın emekçisinin doğuşuna şahitlik etmek isteyen herkesin edinmesini tavsiye ederim.