Yaşar Günaçgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşar Günaçgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2019 Salı

DİNLEDİM: ACITMIYOR SEVDAN \ BEYZA DOĞUÇ

Son beş altı yılda solistlerin bağlı kaldığı bir ekol var. Nasıl doğru tarif edilir bilmiyorum ama "şarkıyı direksiyon başında söylüyormuş gibi söylemek" diyorum buna ben. Etrafta kimse yok. Şarkıyı istediği gibi yorumluyor sanatçı. (bu arada bin kere dinlediğin şarkıyı farklı makamda okumak büyük keyiftir, fark ettim ki şarkıyı başka makamda okurken aynı Beyza gibi söylüyormuşum, kendi kendime söylerken yani :)

Neyse ne diyorduk. Farklı bir ekol var müzikte. Evet, enstrüman desen bir iki tane var bu tip şarkılarda ya da yok. Şarkı, olabilecek en ağır tempoda söyleniyor. Bir yandan samimi bir yandan yadırgatıcı. Yadırgıyorum çünkü kendince klasik kabul edilebilecek bir doksan kuşağı müzik kulağına sahibim. İki binlerin başında dinlemeye alışkın olmadığımız bir tür olduğu için kulaklarım bu tarzı yadırgıyor.

Bu beğenmediğim anlamına gelmesin. İki binlerin başında onuncu yıl marşım dediği masal albümünü piyasaya süren Yaşar Günaçgün'ün çıkış parçasıydı Acıtmıyor Sevdan. Şarkı sözleriyle hem dönemin gerçeklerinden dem vuruyor hem de genel geçer duygulara hitap ediyordu. Genç sanatçının "bittiğini" yazan manşetler geçtiğimi günlerde sosyal medya fenomeni Beyza Doğuç'un "doğumunu" müjdeledi. 

Doksanlar muhafazakarı bendeniz Beyza Doğuç'un şarkıyı yorumlayışını, şarkının zihnimde orijinal haliyle edindiği yere çaktığı çiviyi yazmalıyım. Piyano bir şarkıya bu kadar mı güzel gider? Acıtmıyor Sevdan Yaşar'la klibin de etkisiyle bende kapalı hava, karabataklar ve çarşaf deniz önünde ufku izlemek diye imlenmişken, Beyza Doğuç'la zihnime bahar başlangıcı maviliği olarak kuruldu.

Bir Yaşar şarkısını Nilipek'ten dinlemek ? Bugünlerde bunu hayal ediyorum.

    

11 Ocak 2016 Pazartesi

DİNLEDİM: YAŞATURKA

Bazen şu soruyu sorarım kendime: 1996'dan bu yana gönüllerimizin en kuytu köşelerinde gitarının  tellerini tıngırdatabilen bu nev-i şahsına münhâsır sesi, özel kılan ne ? Bu sorunun pek çok yanıtı var elbette. Her yanıt için ayrı ayrı denemeler yazmalı ki birkaç tane yazmışlığım vardır. 96'dan bu yana yaratımlarıyla farklı bir şahsiyetin, her geçen gün daha fazla kült eser vermeye devam edecek gibi duran bir "sanatçı"nın takipçisi olduğumu düşündüm. Ülkedeki popüler kültürün megastar, ultrastar isimleri arasında adının anılmayışıyla içten içe mutlu oldum. Ben ve benim gibiler eminim sevdikleri sanatçıların az ama kaliteli bir kitle tarafından takip edilmesini, buldukları cevherin kendilerinde saklı kalmasını arzularlar.  Bana kalırsa bu, böylesine sanatçıların da hoşuna gider. Bu anlamda hem yaşam tarzı, hem eserleri hem de hitâp ettiği kitle bakımından işaret ettiğim "cins sanatçılar" topluluğu içine yazarım hep adını.
 
Lafı uzatmadan onun albümlerinde bizden bir renk olarak gördüğüm ve tabiri caizse albümlerine nükte gibi humor gibi bir anlam katan alaturka şarkılara değinmek isterim.  Fark ettim ki -kendi adıma- Yaşar'ın albümlerinde dinlerken beni en çok  keyiflendiren şarkılar bu alaturka melodilermiş.

96'da Divâne'de yer verdiği alaturka parça Günâhsız'dı. Güfte desen güfte, beste desen beste! Kısa ama tadına doyulamayan bir ûd taksimiyle başlayan parça aşığın yakarışlarını en ince yerinden dile getiriyordu. Çok cefalar eyleyen sevgiliye günâhlar yazılmasın diye dualar eden bu divâne, dizelerin arasına hüdâsından onu kendisine yâr  diye yazmasını da iliştiriyordu. Sonraki albümün göçmen kuşları da bu şarkıdan haber veriliyor "Aşkımı sersefil yaşarım da / Kuşlar da döner her bahar oluşunda" dizeleri öbür albümde "Sakın sen kuşlara uyma!" çağrısına dönüşüveriyordu. Velhasılı divân şiirini andıran o leziz güftesi, içinde "Doğudan ne ararsan var!" diyebileceğin bestesiyle tam anlamıyla Divâne'nin çifte kavrulmuş Türk lokumuydu Günâhsız.


 
Esirinim'de alın bir tane daha işte size  diyordu alaturka parçalar seslendirmeyi sevdiğini hiçbir zaman saklamayan sanatçı. "Seni Ezbere Aldım" ile bütün silgileri çantalardan atıyor, aşkı bitse de umudu süren sevdalara inanıyorduk. Bu şarkının 9/8'lik  hali,  oynak darbuka ritimleri, güftenin içine işleyen o muhteşem kanun resitali, şarkıda aşığın çektiği   tarifsiz acıyı hissetmemizi bir zerre olsun engelleyemiyordu. Hayaller ki konuşmazdı biliyorduk. Her şeye rağmen aşkı lades tutup aklımızda, başka albümlere veriyorduk kendimizi.  Bir parça alaturka ezgi olsun bekledik, durduk. Uzun süre kanunlar sustu, darbuka ve klarnet kuytu bir köşede uyudu.
 

Eski Yazlar'da Ahududu'yla avunduk, Hatırla'da Bu Bahar'a alaturka yaftası yapıştırdık,olmadı. Uzun süre  bir programda söylediği TSM klasiğine sığındık, Yaşamak Yalan'dı Belki.
 
 
 
Özlem,  Eski Yazlar albümü piyasadayken bir single ile giderildi. Denizin Tuzu buğulu bir  sesin ud, klarnet ve diğerleriyle adeta yeniden buluşmasıydı. Kimisi tarzının dışına çıkmış eleştirisi getirse de daha ilk albümden bu yana denemekten hiçbir zaman kaçınmadığı bir tarz oldu alaturka. Denizin tuzu güftece diğerlerini aratsa da melodisi tatmin ediciydi.
 
 
Bir TSM erbâbı olmasa da literatüre harika alaturka parçalar kazandıran Yaşar Günaçgün, Cadde albümünde yine güzel bir alaturka şarkıyı seslendirdi. "Yalnızım Hülâsa" listenin üst sıralarına eklenen naif bir şarkıdır. Bilmeyen, duymayan kalmasın isterim. Onun bundan sonraki her albümünde udun, kanunun tellerine dokunmasını, belki ekibe tamburayı, kabak kemaniyi de eklemesini dilerim.

Yaşar, arzu ettiği müziği sonucu ne olursa olsun hem de piyasa koşullarını da  elinin tersiyle iterek icra eden bir sanatçı. Gün geldi korsana karşı durdu ve yıllarca müzikseverle buluşmayı göze aldı, gün geldi icrasından büyük mutluluk duyduğu sert rock soundunu var olan soft parçaların adamı imajını kenara koyup albümüne hakim kıldı. "Akdeniz" diye tabir edilebilecek ve bir zaman sonra onu sığda bırakacak bir limana hiçbir zaman demirleyip kalmadı. Alaturka yaratımları da onun çok yönlü bir müzisyen olduğunu göstermiyor mu ?

19 Kasım 2013 Salı

"CADDE" BİR GÜFTEDİR HÜLÂSÂ



Yaşar Günaçgün’ün Cadde albümü, sanatçının 9.stüdyo albümü olarak müzikseverlere sunuldu. Diğer 8 albümde olduğu gibi şarkıların besteleri hakkında tatmin edici değerlendirmeler yapabilecek dostlar tanıyorum. Ben müziğin inceliklerinden pek anlamayan biri olarak besteler hakkındaki düşüncelerimi Cadde’de akordeon, klasik gitar ve tabii ki buziki nağmelerini duymaktan keyif aldığımı belirterek sonlandırmalıyım sanırım. Birkaç albümdür sesini alçaltan, melodilerini dinginleştiren sanatçının Cadde’de Akdeniz’in o derin yarlarını döven dalgalar gibi coşarak güftelere can vermesine  “özlemişiz o tizleri, o çıkışları” dediğimi de eklemeliyim. 
Yazımda az buçuk anladığım işle uğraşarak, şiirle müziği aynı potada eriten bir ses sanatçısı olan Günaçgün’ün Cadde albümündeki 3 güftesine vokabüler ve imgesel açıdan yaklaşmaya çalışacağım.

Yaşar şarkılarına muhteva açısından yaklaştığım yazımı okuyanlar hatırlayacaktır (Burada) Yaşar’ın şarkılarının pek çoğu şiirlerde olduğu gibi şerh gerektiren yapıtlardır. Yaşar’ın her albümünün bir teması olduğu aşikâr. Zirveye çıktığı ilk üç albümde sanatçının genel olarak “güzelleme” tarzında karşımıza çıktığını görmüştük. Bu albümlerindeki şarkılarında ayrılık dahi olsa sevgiliyi yücelten ve geri dönüşü arzulayan bir ses dinleyiciyi kendine esir etmişti.  Cadde albümünde 2 şarkıda imzası, bir şarkının güftesinde de yardımı bulunan sanatçının çocukluk arkadaşı Alper Arundar’ın güftelerini albümden ayrı düşünmezsek Günaçgün’ün albümüne -sanatçının albüm tanıtımında da söylediği gibi- “ayrılık” temasını yakıştırmak  hiç de yanlış olmayacaktır. Albüm dinlendiğinde 7 şarkının direkt, üçününse dolaylı olarak ayrılık temasının üzerine kurulduğu görülecektir. 

Yaşar Günaçgün imzası bulunan 3 şarkının güftelerine biraz göz atalım.

CADDE
Sanatçının albüm çıkmadan uzun yıllar önce konserlerinde ara ara mırıldanmayı sevdiği bir parçadır Cadde ki hem albüme adını vermiş, hem de güfte olarak albümün yıldızı olmayı başarmıştır. Öyle ki baştan sona hikemi(öğretici) üslubun egemen olduğu, sanatçının yıllar içinde nasıl demlendiğini ispatlayan bir beste Cadde.  Günaçgün şarkıya şarkının bütününe hakim olacak duyguyu bir soru ile aktararak başlıyor: “Nedir o akan yazık yaşına / Zaten hep yalnız değil miyiz ?”.  Bu girizgahın ardından hikemi tarzda belirlemesini yapıyor: “İki kişiliktir aşk aslında / Bitirmekte birinciyiz.” Sanatçının hemen bütün albümlerinde kendisini naiflikle hissettiren hoşgörülü sitemine harika bir örnek teşkil ediyor bu dizeler. Sevgiliye sitem; kırmadan, dökmeden genelleştirilerek veriliyor.
Cadde görklü bir şarkı. İmgeleri sağlam, öğreticiliğiyse güfteyi asla banallaştırmayan, kurulaştırmayan…
“Ağlama çiçeğime su / Çiyle gelen çiçek buğusu” bu dizeler şairin düşündürmeyi sevdiğini de gösteriyor. Dizeleri dinlediğinizde ya sevgiliye “ağlama, çiçeğimin suyu gözlerindeki yaşlar değil çiyle gelen çiçek buğusudur” diyen birinin sesini duyuyor ya da “çiçeklerini bir ağlama duvarına dönüştüren aşığın gözlerindeki buğu”ya dokunuyorsunuz.
Cadde’nin nakaratıysa şarkının bütününe yakışır bir hikemilik ve lirizm taşıyor Geliriz belki yan yana / Bir akşamüstü caddede / Bilirsin ayrılıklar kalbe / Sevmeyi öğretir aslında”

GÖZLERİNDE SABAH
Albümde Cadde ile birlikte parlamaya aday bir güfte. Günaçgün’ün bir geri dönüş çağrısı niteliği taşıyan şarkısı Gözlerinde Sabah. Bir ayrılığın yanlışlığını altını çize çize vurgulayan sözlerle bezeli bir beste. Güftede aşık mübah olduğu için gözlerini görmeye geliyor sevgilinin ki bu Divan şiirinin mazmunlardan biridir. Sevgilinin gözlerinin dışında her uzvu aşığa haramdır, gözler aşığa helal kılınmış tek yerdir: Gözlerinde sabah oluyor aşkım / Açıyorsun pencereni / Aşığa mübah dediler geldim / Görmeye gözlerini…” Sanatçı şarkının girizgâhında varlık nedenini bildirdikten sonra ayrılığı ve kaçışı tercih eden sevgiliye seslenir. Bu bölümde de hem Halk hem de Divan geleneğinde sıklıkla kullanılan “dermansız dert” ve “hekim” mazmunları kullanılmıştır. Günaçgün, sevgiliye seslenir ve değerinin kendisinden başka hiçbir kimse tarafından bilinmeyeceğini haykırır. Çağrısına cevabı  hasreti senelerle çarpmadan, sabır taşı çatlamadan beklemektedir ki böylesine bir gidişin ardından bile Günaçgün’ün tüm albümlerindeki  “yücegönüllü içe dönüşü” sezilir. Sanatçı nakarat boyunca gönlüne seslenir ve “Yan yürek yan sönüp de ne yapacaksın / Yanacak,yanacak, yanacaksın”der. Şarkının en çok dikkat çeken dizeleriyse kuşkusuz sevgiliye seslendiği son noktadır: “Bırak biraz kendini / Bırak bulur uçurtmalar gibi / Bu gönüller gidecek yerlerini…”

SEVMEMİZ LAZIM
Albümde güftesel bir değerlendirme yapacağım son şarkı Sevmemiz Lazım. Sanatçının Cemal Süreya hayranlığı sanatçıyı yakından takip edenler tarafından çok iyi bilinir. Günaçgün, yıllar boyunca bestelerinin arasına bir Cemal Süreya şiiri katması için hayranlarından çok talep almıştır. 9. stüdyo albümü Cadde bu beklentilerin mutlu sona erdiği bir albüm olmuş, Günaçgün, “cins şairin” kızının da onayını alarak “San” şiirinden bazı dizeleri, Yunan ezgilerinin kulakların pasını sildiği “Sevmemiz Lazım” şarkısında kullanmıştır. Şiiri hatırlamak gerekirse:

Kırmızı bir kuştur soluğum 
Kumral göklerinde saçlarının 
Seni kucağıma alıyorum 
Tarifsiz uzuyor bacakların


Kırmızı bir at oluyor soluğum 
Yüzümün yanmasından anlıyorum 
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa 
Dörtnala sevişmek lazım. 


Günaçgün, Sevmemiz Lazım’da günlerin kısalığından dem vurarak sevgiliyle her an yan yana olma arzusunu dile getirmiş. “Ne lazım, ne lazım bana sana / ne lazım, ne lazım anlasana”diyerek istifhamın göklerinde dolaşmış ve  cevabı da kendisi vermiştir: “Bence bizim/ uykusuz gecelerimiz / korkusuz sevişmemiz/kuşkusuz sevmemiz lazım”. Süreya’nın şiirinin bütün şarkıya sindiği ortadadır. Şiirin son dörtlüğünde yer alan imgelere şarkının son bölümünde rastlarız:

Bence bizim
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevmemiz
Sevişmemiz lazım

Günaçgün albümlerinde güftelerin başarısı hiçbir zaman vasatın altına düşmemiştir. Güftelerin hemen hepsinin imgesel ve vokabüler altyapıları sağlamdır. Bunda bestekârın iyi denebilecek bir şair olmasının payı çoktur diyebiliriz. Cadde albümünde hem bestesi hem de güftesi ile gönüllere kazınabilecek 10 parça var. Koleksiyon rafınızda bir yer açın Cadde’ye mümkünse A9 rafı olsun. Keyifle dinleyin!



29 Nisan 2013 Pazartesi

OKUDUM:YALNIZLIK DÖRT BİN PERDE






Öyle yalnızım ki
Hapşırsam bir "çok yaşa" diyenim yok.
Saçlarım sakallarım birbirine vuslat
Bir devin su kanalından geçiyormuş hasret.
Dizeleriyle başlıyor "Yalnızlık Dört Bin Perde". Daha girizgâh bölümünden bize sanki oldukça "lirik" bir ifade biçimiyle karşı karşıya kalacağımızı işaret ediyor şair.
“Az yazıyorum, evet. Her kitabımın yayın tarihi arasında ortalama 7.5 yıl var. Hemen her saat şiir düşündüğüm şiirle iç içe yaşadığım halde, herkesten az yazmışım.” diye Tuğrul Tanyol’un bir sorusuna cevap veren Cemal Süreya, Günaçgün’ün öykündüğünü hiçbir yerde gizlemediği belki de en önemli şairdir. Şiirleri hakkında yorumlar yapmaya geçmeden önce şu nokta üzerinde durmalıyız: “Yalnızlık Dört Bin Perde” ilk eserini veren pek çok şairin ilk şiir kitabına göre oldukça hacimli bir eserdir.
Günaçgün’ün göğsüne taktığı apoletin "müzik icra eden adam" oluşu, okurda popüler kültüre hizmet edecek bir safsatalar, reklam kokulu sözler kitabı beklentisi yaratsa da, kitabı bitirdiğinizde, kulağınızda Türk edebiyatının vasatı aşabilmiş pek çok şiirine nazaran çok daha iyi dizeler kalıyor. "Yalnızlık Dört Bin Perde" bu anlamda belki de bir önyargının yıkılmasına vesile oluyor.
Yalnızlık Dört Bin Perde 15 bölümden oluşmakta ; şair çeşitli dönemlerde yazdığı şiirleri 15 başlık altında toplamış. İlk başlık, kitabın da adı olan Yalnızlık Dört Bin Perde. Şiirlerin bölüm başlıklarına uygun seçildiği gözden kaçmıyor. Şiirlere geçmeden önce kısa bir önsöz karşılıyor sizleri. Bir tür mensur şiir kaleme almış Günaçgün bu bölümde. Önsöz bir ithaf yazısını andırıyor "ve Cemal Süreya'ya..." diyerek sonlanıyor.
Önsözden yola çıkarak şairin edebiyatımızdaki "İkinci Yeni" akımından çokça etkilenmiş olduğunu kolayca söyleyebiliriz ki gerçeküstücülüğün insanı hayal dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkaran pek çok izi var Yaşar Günaçgün’ün şiirlerinde. Buna rağmen onun şiirini tam anlamıyla İkinci Yeni’nin devamı olarak almak yanlış olacaktır. Postmodernizm’den de derin izler taşıyan şiirlerin yakın geçmişin bir ferdi tarafından yazıldığı unutulmamalıdır.
Sabit bir nokta senfoni
Tek nota artık uyumam
Balina geçişi ve ay tamam.
Yazının başında da belirttiğim üzere şiirlerinin çoğuna hakim olan lirizm pek tabii kendisini "aşk" tem'iyle ortaya koyuyor. Günaçgün'de "aşk" duygusunu pek çok şiirde "yalnızlık" ve "özlem" ile harmanlanmış olarak buluyorsunuz. Aşkı tanımladığı bir şiirinde: "En önce bahardır aşk \Almayayım belki sonra ama \ Aralarda bir biraz kahırdır aşk \ Akla karşı alınmış bir tavırdır aşk \ Ağırdır aşk” diyen şair adeta bir aşkın safhalarını sunarak okurunu düşündürüyor. Bu düşündürme işini çok şiirinde yineleyen şairin bu yönüyle Cemal Süraya ve Ece Ayhan’dan etkilendiği açıktır.

Nükte onun şiirleri için vazgeçilmez bir unsur. Bunu kitabın hemen her bölümünde görmeniz mümkün. Şair, şiirlerinde mizahi unsurları kullanarak lirizmin doruklarında gezdirdiği okuru gülümsetebiliyor. Şiirleri her dem içiniz burkularak değil, kendi dünyanızdan da kolaylıkla izler bulup gülerek takip ediyorsunuz. Bu yönüyle şairin Postmodernizm’in katı bireyselciliğine takılı kalmadığını fark ediyoruz
Ay parçası gibi kız dediler
Hayır dedim dolunay bütünü
Şişmandı
Benim için de bir dize yazar mısın dediğine
Sanırım pişmandı.
Şiirlerinde herhangi bir nazım biçimini bilinçlice kullanmayan şair “İkinci Yeniciler”in gelenekten yararlandığını düşündüğümüzde, serbest nazmı tercih etmiş, İkinci Yeni’nin anlamı ön plana çıkaran dizelerine nazaran şiirde ses unsuruna önem vermiştir. Şairin müzisyen kimliğinin şiirlerindeki müthiş müzikalitede pay sahibi olduğu aşikardır.
Sen bir bir
Ben bir bir bile değilizdir
Birbirimiz olmadığımız zamanlarda
Hani
Senin yarını sen bensiz
Benim yarımı ben sensiz tamamlayamam ya
Şimdi ortada bir abaküs sorunu var
Sen bir sensen bir boncuk sağa
Ben bir ben bir boncuk daha
Sen artı ben yani biz
İki değil de
Bir oluyoruz sağda
Yukarıdaki dizelerde de gördüğümüz gibi şair dize içi ve sonu uyaklar, ses tekrarları yani aliterasyon ve asonanslarla öncelikle okurun kulağına hitap etmeyi amaçlıyor. Yukarıda da belirttiğim gibi şairin müzisyen kimliği dizelerin oluşturan sözcüklerin bir şarkı ahengiyle yan yana gelmesine vesile olmuştur. Bu durum Günaçgün’ün şiirlerinde salt vokabüler yapının sağlam olduğu; anlamınsa geride kaldığı şeklinde kesinlikle yorumlanmamalı. Şair ses unsurunu estetik kaygılarla ön plana çıkarmasına rağmen birkaç şiiri dışında anlamsal bakımdan hiç de sınıfta kalmamıştır.
Dün gece bir örümcekti
Tükürsem görünecekti
Bir şey vardı gecede geceyle unuttuğum
Dayardım alnımı lavabolara rahatlardı çocukluğum
Şiirlerinin genelinde benzetme ve istiarelerin çokluğu dikkat çekmektedir. Yalnızlık Dört Bin Perde imge bakımından zengin şiirlerle doludur. İmgelerin özgün oluşu şair adına bir artı oluştursa da şairi devir şartlarından bağımsız değerlendirmemeli, Postmodernizm’in bireyi yalnızlaştırdığı yazın dünyasında şairi bu unsurlara göre konumlandırmalıyız. Yalnız Dört Bin Perde bu anlamda anlaşılması güç pek çok imge de barındırmaktadır.
I
Çocuktum
Bir oyunda kandırmıştım
Horozlu saatimin akrep yelkovanını
Tam on sekizim sabahı
Beni erkenden uyandıracaktı
Sözünü tutmadı saat
Saat on sekizi çalmadı
Şimdi yaşım kaç geçiyor
Çocuk kaldım adamakıllı
II
Olivia’yı sevdim bir on sekizimde
Şimdi bütün on sekizlerim gözümün önünde
Hepsi hepsi bi tane
Yalnızlık Dört Bin Perde Ağustos 2003’te Epsilon Yayınlarınca yayımlanmış ancak ne yazık ki günümüzde baskısı tükenmiştir. Sanatçının kısa bir süre sonra yepyeni şiirlerle okurunun karşısına çıkacağı bilinmektedir. (farklı bir yayın evi ile yayımlanacaktır)
Günaçgün, hiçbir zaman adını büyük şairler arasında telaffuz etmese de şiirlerinin Türk edebiyatında yer edeceği, gelecek kuşaklarca söylenegeleceği, yapıtlarının günden güne şiire azalan ilgiyi artıracağı ortadadır. Bu anlamda Günaçgün ve benzeri şairleri önemsiyor, çalışmalarının desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.;Günaçgün’ün tabiriyle Attila İlham yani Attila ilhan gibi Türk edebiyatının belki de en büyük şairlerinden biri dahi kendi şiirleri hakkında Dr. Yakup Çelik ‘in akademik çalışma yapıp Şubat Yolcusu kitabını çıkarmasına çok şaşırdığını düşündüğümüzde müzisyen şairler hakkında bir doktora çalışması bu cevherlerin parlamasına vesile olacaktır.
Günaçgün’le bitirelim keyifli okumalar:
Benimki aşk değil
Alçaktan uçan sevdalı bir güvercinim ben
Unutulmamak için
*** Yazıdaki eskiz çalışması www.yasaronline.net adresinden alınmıştır ve Yaşar Günaçgün'e aittir.

24 Temmuz 2012 Salı

DİNLEDİM: “Yaşar Günaçgün Şarkılarına Kuş Bakışı”

yaşar günaçgün dem ile ilgili görsel sonucu




                    “Yaşar Günaçgün Şarkılarına Kuş Bakışı”
Türk müziğinin şair müzisyenlerindendir Yaşar Günaçgün. “Ezgiler tarafından satın alınmış yüreklere” armağan eder bestelerini. Bu yazıda Günaçgün’ün şarkılarında genel olarak sevgili tem’ini incelemeye çalışacağız. Bunu yaparken sanatçının sevgiliye yaklaşımını, aşka bakış tarzını; dilin olanaklarını kullanışı yönünden ve pek çok yerde de matematiksel verilerin ışığında değerlendirmeye çalışacağız.
İsterseniz 96’dan bu yana sanatçının albümlerinde yer verdiği eserlerine sayısal olarak bir göz atalım:
Sanatçının Divane ve Esirinim albümlerinde 9, Masal ve Hatırla’da 8, Sevda Sinemalarda albümünde 10, Eski Yazlar albümünde ise 5 şarkıda imzası vardır. Bu şarkıların çoğunun güftesine ve bestesine imza atmışken bazılarının güfte ve bestelerinde sanatçı arkadaşları ile çalışmıştır.
Günaçgün şarkılarında, sevgiliye eğilmeden önce güftelerdeki “ben” kavramının kim olduğunu ve sevgiliye nasıl yaklaştığını ortaya koymaya çalışalım:
“BEN” ve “SİTEM”
Yaşar Günaçgün’ün güftelerindeki “ben”, korkuları ve aşamadığı duvarları olan bir karakterdir. Az sonraki incelemelerde pek çok yönüne şahit olacağımız“ben” karakteri utangaç, içine kapanık, mahçup ; ama bir o kadar da sabırlıdır. “Korkularım var biliyorsun \ biliyorsun yaşamım dört duvar \ duvarlardan taşmak istiyorsun \ çizilmemiş duvarlarıma yapılar dar, kapılar dar \ aşk geniş ovalar arar”
Şarkılardaki “ben” müzik dünyasına hakim olan “sitem” geleneğinin çok dışında davranır. Onun şarkılarındaki “ben” karakteri adeta aşka aşık, naz edişlere hayran, naif ve mülayimdir. Bu yönüyle sevgiliden gelen her derdi şikayetsiz kabullenen divan aşıklarına benzer. “Başım önde sen gönülsün\ gelirim ben çağırıyorsan \ beni burada koyuyorsan \ ağlarım sanma”
Onun şarkılarında gerçek anlamda sitemkâr sözcükler ya da söz grupları bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar azdır. Sevgiliye edilen sitemin kesinlikle sevgiliyi incitmeye yönelik olmadığı açıktır: “Yazacağım dendi doldu gözler \ Alındı birer birer adresler\ Ya kalem bitti ne naz \ Bu yalan gibi biraz \ Ya istilada kalpler sessiz \ Yazılmadı postacılar işsiz” diyen aşığın sözü dolandırarak sevgiliye teessüfünü bildirmesi dahi “ben” kavramının şarkılardaki utangaç, mahçup yapısıyla ilintilendirilebilir.
Günaçgün şarkılarındaki “ben” ögesinin, sevgiliye sitemi asla “nefret”e dönüştürmediğini hatta dolaylı yollardan kader ya da üçüncü şahıs etkisini güftelere kattığını söyleyebiliriz. “Mevsimler dönünce yaza \ kuşlar döner pişman \ şimdi sen mi ben mi \kıydılar ikimize” dizelerinde de görüldüğü üzere sanatçı ayrılığı sevgiliye değil üçüncü şahıslara bağlamayı tercih eder.
Ayrılık ya da sevgiliye uzak kalma temalarında sitem şarkılarının genelinde olduğu gibi sevgiliye değil yan unsurlaradır. “Yaptığın cezaya girer senin” diye başladığı bir şarkısında“Şu yağan karlar gönlümün ceza-i müeyyidesi” diyerek cezayı kendine keser sanatçı ve suçu da yolları kaplayan, sevgiliye yol vermeyen karlara atar.
Ozanın belki de en sitemkâr şarkısı kabul edebileceğimiz “Acıtmıyor Sevdan”da dahi hoşgörüsünü kaybetmediğini, sitemiyle kırmaktan çekindiği sevgiliyi koruduğu gözlemlenir. Canından çok sevdiği sevgilinin terk edişi dahi canını yakmamaktadır “ben”in. O en sitemkâr güftesinde dahi aşkı kutsileştirmektedir:
“Dönüyor aman dünya başım duman \ batıyor ama acıtmıyor senin sevdan \ gittiğinde yazdı \ kaç bahar geçti şunun şurasında \ şimdi aşkımız bir annenin çocuğa duasında”
BEN’İN SEVGİLİYE BAKIŞI”
Yaşar Günaçgün şarkılarındaki “ben”in sevgiliye bakışını daha yakından anlayabilmemiz için güftelerde yer alan sevgiliye seslenişleri irdelemekte büyük fayda vardır. Günaçgün şarkılarının “ben”i şarkıların hemen hemen hepsinde sevgiliyi nazenin bir kişilik olarak kabul etmiş ve ona bu anlayışa göre seslenmiştir .
Yâr gibi “sevgili, dost ya da yardımcı” anlamlarına gelen sevgi sözcüğü tam 36 kez geçer onun şarkılarında. Güftelerindeki sevgili her daim onun dayanağı, tutunacağı dal olmuştur. Günaçgün, şarkılarında çoğu zaman kendisini tamamlayacak diğer yarısını aramaktadır: “Aşk yarım yarım yaşanmıyor canım \Gel bu elmanın yarısını tamamla
Güftelerinde “yâr” sözcüğünün bu kadar fazla tekrar etmesi oldukça normaldir. Yâr sözcüğünün salt beşeri sevgiyi ifade etmeyişi, dost, arkadaş, yardımcı gibi anlamlar da ifa edişi şarkılarındaki samimiyeti yansıtır. “Hem arkadaş hem de dostumdun sen benim \ Ayrılığı kaldıramaz şimdi yorgun bedenim.”
Şarkılarının pek çoğunda seslenişlerin “birleşmeye, kavuşmaya” yönelik olduğunu görmekteyiz. Sanatçının 19 şarkısı direkt “vuslat özlemi” temasını işlemektedir. Vuslat arzusunun bunca çok oluşu onun şarkılarında Klasik Türk şiirinin “ulaşılamayan sevgili” mazmununu akıllara getirir. Vuslatı bunca arzulayan bir güftekârın şarkılarında, sitemin nefrete dönüşmeyişinin de belki en önemli sebebi sevgiliyi kutsileştiren bu anlayıştır.
Günaçgün, şarkılarında aşkım, bir tanem, çiğ tanem, sultanım, canım, kuşum, gözbebeğim, sevgilim, serbelam, ahududu şekerim, gülüm gibi unvanlarla seslenir neredeysehiç suçlamadığı ve şefkat gösterdiği sevgiliye.
“KUŞLAR”
Günaçgün güftelerinde aşk temasını yerleştirirken pek çok imgeden yararlanır. Kuşkusuz bunların güftelerine en yakışanları, şarkılarda kullanılan enstrümanlara ve onların ezgilerine oldukça uyan kuş, deniz, güneş, rüzgar, kar imgeleridir. Kuşların naif yapısı yani kırılganlıkları, bir yerde fazla kalmayıp göç edişleri sanatçıyı, kuşları hem sevgiliye hem de ayrılığa teşbihinde rahatlatmıştır. Güneş,deniz ve gemilerin sanatçının yetiştiği yörenin vazgeçilmez parçaları oluşu bu imgelerin tercihine sebep oluşturur. Kar ve kader ise onun için her daim sevgiliye giden yolun engelleri olmuştur.
“SEVGİLİ”
Yukarıda Günaçgün, şarkılarının ana karakteri olarak görülen “ben” ve onun sevgiliye yaklaşımı hakkında değerlendirmeler yapmaya çalıştık. Bütün bunların ışığında güftelerin merkezinde yer alan “sevgili” kavramı hakkında çıkarımlarda bulunabiliriz.
Yaşar Günaçgün’ün şarkılarındaki sevgili, “ben”in anlatımı ile sunulduğu için “ben” kavramından ayrı düşünülemez. Şarkıların pek çoğunda vuslatı beklenen bir sevgilinin yer aldığını görmekteyiz. “Burkar içimi bir sızı \ İçim boğulur \ Sanki peri padişahının kızı \ bu kadar naz \ sabır kalmaz \ etme ne olur”
Günaçgün’ün şarkılarında dinleyici kafasında sevgiliye dair tek bir tip belirleyemez. Bunun sebebi yukarıda da bahsettiğimiz Klasik Türk Şiirinin motiflerine yakınlıktır. Vuslatı arzulanan sevgili tıpkı Divan şiirinde olduğu gibi üstün körü tarif edilir ve detaylar dinleyiciye bırakılır. Onun şarkılarında sevgili “ulaşılamayan ve unutulamayan” olarak tasvir edilir. Sanatçı sevgili tasvirinde evrenselliği yakalayabilmiştir: “Kalp kuşum atışı senden sorulur \ hala şu gönlümün \ uçma kon güzel kuşum dem vurulur \ hala sevdan konusu dost meclisimin”
Ayrılık temasının kullanıldığı güftelerde dahi hasret yani özleyiş duygularının ağır basışı dinleyicinin, ayrılığı kaderin cilvesi olarak algılamasını sağlar. Yukarıda da belirttiğimiz gibi “ben” sitemlerini nefrete dönüştürmediği gibi aşkı kutsileştirmekte ve sitemleri sevgilinin üzerinden alarak “yan unsurlara” yöneltmektedir. Hatta pek çok güftede sitem yerine hasretini oldukça lirik sözlerle dile getirdiğini görürüz ben’in.
Bütün bunlar dinleyicinin güftelerde sözü geçen sevgiliye “haset”,”nefret” beslemesini önler. Bu, görüşümüze göre gizliden gizliye sanatçının sevgiliyi koruma çabasıdır. Sevgiliyi güftelerinin tamamında yücelten, ilahileştiren onun güzelliğinden ve vazgeçilmezliğinden dem vuran, ona gözü gibi bakan sanatçıdan da daha farklısı yani sevgiliyi dinleyicinin önüne atması beklenmemelidir.

Yaşar Günaçgün’ün güfteleri hakkında başlıkta da belirttiğimiz üzere naçizane “kuş bakışı” bir değerlendirme yapmaya çalıştık. Onun şarkılarının temel direği güfteleri olsa da güftelere can veren notaların uyumunu göz ardı etmek olmaz. Onun notalarla buluşturduğu sözcükler gönül ağacımızın dallarına tünemişlerdir ve biz o ağacı o kuşlardan ayrı düşünemeyiz.
Şairin dediğini Günaçgün’e uyarlayarak bitirelim “kuşlar gibi cıvıldar \ tattırdığın acılar.” üstad!